Cucurrucucu Paloma – Caetano Veloso

•Temmuz 13, 2009 • Yorum Yapın


..
.

Dicen que por las noches
No más se le iba en puro llorar
Dicen que no comía
No más se le iba en puro tomar
Juran que el mismo cielo
Se estremecía al oír su llanto
Cómo sufria por ella
Que hasta en su muerte la fue llamando:
Ay, ay, ay, ay, ay cantaba
Ay, ay, ay, ay, ay gemía
Ay, ay, ay, ay, ay cantaba
De pasión mortal moría

Que una paloma triste
Muy de mañana le va a cantar
A la casita sola
Con sus puertitas de par en par
Luran que esa paloma
No es otra cosa más que su alma
Que todavía espera
A que regrese la desdichada
Cucurrucucú paloma, cucurrucucú no llores
Las piedras jamás, paloma
¿Qué van a saber de amores?
Cucurrucucú, cucurrucucú
Cucurrucucú, cucurrucucú
Cucurrucucú, paloma, ya no le llores

Paloma Negra – Chavela Vargas

•Temmuz 13, 2009 • Yorum Yapın

Ya me canso de llorar y no amanece
Ya no sé si maldecirte o por ti rezar
Tengo miedo de buscarte y de encontrarte
Donde me aseguran mis amigos que te vas
Hay momentos en que quisiera mejor rajarme
Y arrancarme ya los clavos de mi penar
Pero mis ojos se mueren sin mirar tus ojos
Y mi cariño con la aurora te vuelve a esperar

Y agaraste por tu cuenta la parranda
¿Paloma negra, paloma negra dónde, dónde andarás?
Ya no jueges con mi honra parrandera
Si tus caricias han de ser mías, de nadie más
Y aunque te amo con locura ya no vuelves
Paloma negra eres la reja de un penar
Quiero ser libre vivir mi vida con quien yo quiera
Díos dame fuerza que me estoy muriendo
por irla a buscar

Y agarraste por tu cuenta las parrandas

I’m tired of weeping and yet there’s no sign of the sun
I no longer know whether to curse you or pray for you
I’m afraid to look for you and afraid to find you
Where my friends have told me that you’ve gone
At times I feel like relinquishing the fight
And ripping out the nails that cause my pain
But my eyes are dying without looking into yours
And my affection returns to wait for you at dawn

And you decided on your own to find a party
Black dove, black dove where are you?
Stop playing with my honour, party girl
Your caresses must be mine, and no one else’s
And though I love you madly, don’t come back to me
Black dove, you’re the bars on this cage of suffering
I want to be free and live my life with whom I choose
Lord, give me strength for I’m dying
to go find her

And you decided on your own to find a party


..
.

Frida Kahlo & Diego Rivera

Doğumunun yüzüncü yılı anısına…

… O hem güçlü hem zayıf, hem küfürbaz, hem kadın… Frida Kahlo genç kızlığında geçirdiği bir otobüs kazasında ciddi anlamda yaralanmış ve tüm bedeni sargılar ve alçılar içinde yatağına çakılı yaşamaya mahkum olduğu dönemde resim yapmaya başlamış…

Anne olma isteği ağır bastığında duvar ressamı Diego Rivera ile evlenmiş… Bu arada kendi resim tarzını da resim dünyasına kabul ettirmeyi başarmış… Ülkesi, sürrealizm, antik Aztek inançları, doğu felsefesi ve tıbbi terimlerden esinlenmiş ve etkilenmiş ve bunları eserlerine ustaca yansıtmıştır… Ölümünden 5 sene sonra resim otoritelerince çağının en büyük ve önemli sanatçılarından biri kabul edilmiştir…

FRIDA : Meksika` nın asi ressamı …

Diktatör Porfirio Diaz`a karşı yapılan Zapatista devrimin tam da ortasında 1907 de Meksika` da olağanüstü bir kaderi yaşamak için doğdu… Politik başkaldırısı, artistik heyecanı, Diego Rivera ile tutkulu aşkları, acının dramı, gurur ve masumiyet, tahrik ve şiddet, ve realizm… işte ona yaşama gücü, yaşama direnci verenler…

Frida, bir eser, bir yaşam ve bir yazgı…

Frida Kahlo 1907 yılında Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da, Macar Yahudisi, fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve kızılderili asıllı Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi. 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen, kendisi, doğum tarihini, yaşamının, modern Meksika’nın doğuşuyla başlamış olmasını istediğinden Meksika devriminin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etti…

8 yaşında çocuk felçi geçirmiş ve sağ ayağı deforme olmuş… Escuela Nacional Preparatoria Tıp fakültesinde öğrenciyken okullarının duvarlarına resim yapmakta olan Diego Rivera ile karşılaşmış, o an arkadaşlarına: “Ben bu adamdan çocuk doğuracağım, anne olacağım ” demiş ve eklemiş “Bir dahi, beyaz atlı prensden daima daha iyidir…” Frida, insanları şok etmeyi, şaşırtmayı seven biri, zamanla bu iddiasını unutur, o zamanlar ne aşktan ne de onu yıllarca ızdırap içinde bırakacak ve çürütecek acılarından ve ağrılarından habersizdir…

Frida` nın babası ressam ve fotoğraf sanatçısıdır… Frida` ya tutkularını bulaştırır ve Frida babasının yanında portre ve natürmort çalışmalarına başlar… Kendi kendinin modelidir ve o dönemde bir çok otoportre çalışmıştır…

17 Eylül 1925 tarihinde, 18 yaşındayken, arkadaşı Alejandro Gomez Arias ile birlikte korkunç bir trafik kazası geçirir, içinde bulunduğu otobüs kaza yapar; o karnından, uterus`una, ayaklarından sırtına kadar her yerinden ciddi ölçüde yaralanır…
.
Ciddi anlamda zedelenen omuriliği ve deforme olan bir bacağının ağrılarına karşı, olağanüstü bir dayanma gücü geliştirir. Tüm yaşamı ardı ardına geçirdiği bir çok ameliyat, uzun süreli hastane ve nekahat dönemleri ile geçer…. Bu arada eserlerine tema olarak bol bol; kürtaj, ameliyatlar, seks, bekaret, yaralı deriler (bedenler), fiziksel ve psişik ağrılar konuk olur..
Parçalanmış omurilik adlı eserine şöyle yazar…

“…Oturmuştum…Deri korsem elimde… Sırtımın bir kısmı açık ve o… çocuğu doktorun yaptığı ameliyatların izleri… 7 omurilik ameliyatı ve hala tekerlekli sandalyedeyim…son derece yorgun, tanımsız bir ümisizlik içindeyim ama yaşamak istiyorum…“

Eserleri ızdırabını yansıtmaktadir ki bu son derece doğaldır, zira ömrünün büyük bir kısmını bir yatağa bağımlı, kımıldayamadan geçirmekte, oysa o hayvanları, doğayı ve çocukları resmetmeyi sevmekte… İlk tablosunu arkadaşı Alejandro Gomez` e hediye eder…

Kadın haklarının şiddetli savunucusu, biseksüel ilişki içinde olduğu ünlü fotoğrafçı Tina Modotti ve Meksikalı şarkıcı Chavela Vargas’a ve siyasi düşüncelerine son derece bağlıdır… 1928 yılında Meksika Komünist partisine kayıt olur…

Andre Breton, onu, sanatına; yaşamını, fikirlerini,düşüncelerini birbirine eklemiş, bombanın üstüne bağlı kurdela olarak tanımlar… 1939 yılında Diego ile boşanmalarını müteakip, Avrupalı Frida ile Diego` nun tercih ettiği, geleneklerine bağlı Meksikalı Frida arasında seçim yapmanın imkansızlığını “les deux Fridas / iki Frida” adli eserinde resimler…

Duvar Ressamları hareketinin doğuşu :

1920′ li yıllarda, Alvaro Obregon hükümeti sırasında, Milli Eğitim Bakanı Jose Vasconcelos; uzun süre Avrupa ‘da ikamet edip geri dönmüş olan Diego Rivera destekli, resmi, kültürel bir program ilan eder… Vasconcelos bir çok ressamı davet eder ve Yucetan`a bir seyahat organize eder… Onlardan, arkeolojik bölgeleri gezmelerini ve Meksika Halk sanatlarını tanıtmalarını ister… 1922 yılında Vascencelos, devrimci ressam, heykeltraş ve gravürcüler sendikası üyeleri ile ülkesinin kültürel kimliğini bulabilmesi için; -onca yılın Hristiyan ve İspanyol baskı ve etkisinden bunalmış farklı halklarına, ırksal ve sosyal haklarında eşitlik vererek- onları koruma altına almaya ve onları desteklemeye karar verir… Ve devrimci hareket doğar… Diego Rivera, David Alfaro Siqueiros, sonrasında Jose Clemente Orozco ve Rufino Tamayo bu harekete katılır ve baş aktörleri olurlar..

Diego Rivera , 8 Aralık 1886′da Guanajuato’da doğmuş… Çok küçük yaşlarda ikizinin ölümüne sebep olmuş ve bu , yaşamı boyunca onda derin izler bırakmış, ölüm ve antitez resimlerinin ana teması olmuş ve bu becerisini, babasının, onun askeri okul öğrencisi olmasını isteğine rağmen ; Academie des Beaux-Arts de San Carlos (San Carlos Güzel Sanatlar Akademisi) da sürdürmüştür… 1906 yılında devletin valisi Veracruz’ dan burs almış ve vali Veracruz onun, Avrupa’ da , Latin Amerikalı ünlü artist, duvar ressamı, desinatör, grafist ve heykeltraş sıfatlarını kazanmasına vesile olacak bir çok eserini satın almıştır… Diego, klasik bir eğitim sonrası 20 yaşında Avrupa` ya gider ve Paris`de Montparnasse` a yerleşir… Orada Mondrian, Breton, Ehrenbourg ve Trotsky ile tanışır… Aralarında Amedeo Modigliani ve Pablo Picasso da olan bir çok ressamla arkadaş olur… Sık sık Pigalle` e takılır bu yüzden arkadaşları ile arası nahoş olur,

Ilk eşi Angelina Beloff ve Marevna Vorobiev sayesinde Rus kolonisi ressamları ile bir İspanya seyahatinde de Goya ve Greco` nun eserleri ile tanışır ve çok etkilenir… 1913 yılında, Paris’te kendi şahsına münhasır bir analitik kübizm denemesine girer ve bir çok kritik ve polemik ile yüzyüze gelir, çatışma derecesine geldiğinde kendini figürativ resme yönlendirir ve Cezanne` ı keşfeder…, Ingres ve Renoir da onun portre çalışmalarını oldukça etkileyecektir…

Meksika’ nın dünü ve bugünü:

Tüm bunlar olurken Meksika’ da, Eğitim Bakanı Jose Vasconcelos , ilan ettiği kültürel program çerçevesinde Diego Rivera’yı görevlendirir… Diego Temmuz 1921′ de ülkesine döner, Meksika’ daki politik ve sosyal olaylardan cesaret alır, yaptığı duvar resimleri ile hem hareketin hem de propogandanın lideri konumuna gelir… 1931 yılından sonra şöhreti ülkesinin sınırlarını aşar ve Newyork Modern Sanatlar Müzesi için retrospectif bir çalışma yapmaya; Jose Clemente Orozco ve David Alfaro Siqueiros ile birlikte davet edilir…

Detroit da çalışmaya başlar… “Industrie de Detroit / Detroit Sanayisi” yerine, eserini “L’homme et la Machine / Makinalı adam” olarak isimlendirir…

Daha sonra New-York’ da zamanın milyarderi haline gelen ve meşhur iş merkezini açacak olan Rockfeller adına “L’homme au Croisement / Kavşaktaki adam” ı resmetmeye başlar… (1932-33)… Ama çalışması bir süre sonra tenkit edilmeye başlanır zira duvar resminde Lenin ve Marx`ı bariz şekilde görünür çizmiştir… Rockfeller` in emri ile duvar yıkılır ve resim yok edilir… Medya bu olaya büyük bir skandal olarak bakar , bir komisyon Chicago Uluslararası Fuarı için vermiş olduğu siparişini iptal eder…

1934 yılında “L’homme, Controleur de l’Univers / Dünyayı kontrol eden adam” ile kendini yeniden ve Meksika’ da bulur…

Karşılaşmaları :
…Başlangıç Diego…
…Yapıcı Diego…
…Çocuğum Diego…
…Ressam Diego…
…Babam Diego…
…Oğlum Diego…
…Sevgilim Diego…
…Kocam Diego…
…Dostum Diego…
…Anam Diego…
…Ben Diego…
…Evren Diego…

Frida’ nin günlüğünden.

Diego, Frida’ dan 20 yaş büyük olmasına rağmen, karşılaşmaları gerçek anlamda yıldırım aşkıydı ve 29 Ağustos 1929 da evlendiler… Güney Meksika ‘da bir çok sanatçının ikamet etmekte olduğu Coyoacan’ da yerleştiler… Evlerini hem atölye hem de yaşama uygun şekilde düzenlenmişlerdi… Diego evinin tüm duvarlarını fresklerle süsledi… Mutlulukları bir kaç sokak öteden duyulmakta , hissedilmekteydi…

Ama birliktelikleri bir çok mübadele atlattı… Frida iki kez çocuğunu aldırmak zorunda kaldı… ve felç geçirdi… o dönemde ünlü tablosu “La Cama Volando” yu resmetti…

Diego , iri yarı ama çok sevimli bir insandı ve gerek ünü, gerekse romantik kişiliği ile bir çok kadın tarafından seviliyordu, o kadar ileri gitti ki… Frida’yı öz be öz kız kardeşi Christina ile –bile- aldatacak kadar… Frida, onun bu davranışının karşılığını, Diego` yu -1937 yılında evlerinde bir süre siyasi sığınmacı olarak yaşayan- Leon Trotsky ile aldatarak ödedi ve boşandılar… Sadece bir sene dayanabildiler ayrı kalmaya… 1938 yılında Andre Breton sayesinde Frida, eserlerini New York` un ünlü Galerie Julien Levy resim galerisinde sergiledi… Diego’ dan uzak olduğu bu dönemde fotoğrafçı Nickolas Muray ve heykeltraş Isamu Noguchi ile birlikte oldu…

Aralık 1940′ da Diego ve Frida tekrar evlenirler ve Frida 1943 yılında La Esmeralda Sanat okulunda eğitimci olarak görev alır… Bir kaç ay sonra Frida’ nın kötüleşen sağlık durumu, derslerini evinde Coyoacan’ da vermesine sebep olur…Sağlığı, geçirdiği tüm ameliyatlara rağmen gün geçtikçe daha kötüleşir ama  O yine de resim yapmaya devam eder, ta ki 13 Temmuz 1954′ de tüm gücü tükenene kadar… Krematoryum dan çıkan Diego hüznünü kimseden saklamaz; güvercinini alevlere teslim etmiştir…

Diego Rivera 1955 yılında editör Emma Hurtado ile evlenir ama kanser illeti yakasına yapışır… Tedavi için Moskova ‘ya gider ve sonra Meksika’ ya geri döner, Acapulco ‘da, arkadaşı Dolores Olmedo’ nun evine yerleşir ve orada son resimlerini yapmaya devam eder…Başkente döndüğünde San Angel Inn’ deki atölyesinde 24 Kasım 1957′ de 72 yaşında geçirdiği kalp krizi sonrasında ölür… Devlet Başkanı resmi yas ilan eder ve külleri Panteon Civil’ de Dolores de ” La Rotonda de los Hombres Illustres ” de sergilenir… 1958 yılında evleri La Maison Bleu (mavi ev) müze haline getirilir ve Frida Kahlo adı ile anılır geliri de Diego` nun isteği ile Meksika halkına bırakılır…


Kaynak : http://gjoachim.club.fr/diegoriverafridakhalo.htm
Düzenleme ve Çeviri : Faika Berat PEHLİVAN

s`istem dışı

•Temmuz 13, 2009 • Yorum Yapın

67b59e2249a65fda471501a5af2b86b8

…İsteği dışında geldiği şu dünyada, üstüne üstlük bir de mağdur edilen her İNSAN` a…
…Dédier a tout homme; victime de souffrance et qui naisse dans ce monde hors de/malgré sa volonte…

hayatımın bildik tek anlamı

•Temmuz 11, 2009 • Yorum Yapın

Picture 551 word

20 yıl bitti…

hayatımda yaptığım en güzel şeye

hayatımın anlamına

gönlünce eskitebileceği sağlık ve huzur dolu bir yeni yaş dileği  ile…

yolun yarısı

•Temmuz 11, 2009 • Yorum Yapın

Hadi düşüncenizi zorlayın, hayal gücünüzü çalıştırın… Kendinize bir sorun… Hayat sizi küt diye zaman içinden geriye döndürerek sizi bir anınıza çarptırsa, bir eksik kalmışınıza, bir yaşan(a)mamışınıza, çocukluğunuza, gençliğinize, her hangi bir hatanıza, günahınıza, bir ukte  ya da mutluluğunuza hatta ilk aşkınızı tekrar bulsanız ne yapardınız? Hem de Dante`nin yolun yarısı hesabına denk düşecek bir zaman sonra…

IMG_3173 işlenmiş

Onca seneyi herkes kendi köşesinde, benzeş ya da değil, kendince yaşamışken… Yani kısacası; O/onlar, an/anlar, aslında o süreçte hiç varken/yokken… (Dürüst olun… Kaç kere düştü aklınıza bu geriye dönük yolculuk… kaç keşke ile yaşıyorsunuz hayatı… ne kadar umurunuzda bu tuzak ya da tesadüf?)

IMG_3191

Üstelik sizi, -size bile sormadan- devrilmiş bir kum saati gibi tüm yükünüzle yana yatırıp bıraktığında hayat?

IMG_3223 işlenmiş copy

Ve geriye sadece belli belirsiz anımsamakta bile güçlük çektiğiniz bir kaç s`an(r)ı(n) izi kalmışken…

sil bastan

Bir kum saatini çevirmek kadar basit mi zamanı geri almak?
Yarım kalmışlıklar ve yaşan(a)mamışları geri almak mıdır kişinin örtülü isteği ?
Sil baştan yaşanabilecek bir şey midir hayat?
Nerde kalmıştık diyebilir mi bir aşk?

3 yanlışın bir doğruyu götürdüğü sınavda e şıkkı köşesinde kıs kıs gülümsüyor.

kız kardeş

•Haziran 27, 2009 • Yorum Yapın

3 kiz kardes2007, Şubat 14

Halise, Nigar ve Zehra

(5 kardeşten geri kalan)

..

.

3 eksi 1

2009, Haziran 27

üç eksi bir

Nigar (neredeyse hiç bir şey hatırlamıyor) ve Zehra (görmüyor)

ana & oğul

•Mayıs 11, 2009 • Yorum Yapın

babaannem ve babam reseize

Raziye Hanım…

Birinci dünya savaşı sonrasında, Makedonya` dan (Palanka) Bursa` ya göç ederek geldiği yaş kadar oldu, onu öteye yolcu edeli…

27 yaşında dul kalmış ve bir daha hiç evlenmemiş, babam ve amcamı dikiş dikerek okutup, büyütmüş, babamı gazeteci, amcamı da hariciyeci etmiş… (iimdi onlar da yok)… Eski ve yeni türkçe okur yazardı, Zeki Müren` i çok severdi.  Müren`in annesi Bursa` da kapı komşusuydu, gazeteden hep onun ve annesinin resimlerini keser, saklardı…

5 vakit namaz kılar, orucunu tutar, kuran okur, ama başı da açık gezerdi… Gizli sigara içtiğimiz dönemlerde, dumanından ve kokusundan faydalanmamız için zaman zaman hatırımızı kırmayıp sigara içtiği bile olmuştu…

Hamurunu kendi açarak yaptığı pırasa ve kabaklı böreklerin, lokma, paça ve buryanın tadı hala damağımda…

Bildim bileli bizim yanımızda ama hep amcama hasret yaşadı ve öyle de öldü… Zaman zaman hasret ve üzüntüsünü hafifletmek için salondaki telefona birimiz geçer yatak odasındakine diğerimiz kardeşimle onu kandırırık… Babaanneeeee koş amcam (Rusya`dan/ Amerika`dan/ Paris`den) arıyor diye… Hattın bir ucundan cızırtı ve gürültü yapar sesimizi tanımasını önlerdik… `Allooo anne` der sonra susardık cızırtıyı çoğaltır ve telefonu kapatırık… Hattın kapandığına konuşamadığına üzülür ama aranmış olmak onu mutlu ederdi… Nerde şimdinin telekomünikasyon hizmetleri nerde o zamanki…

26 sene önce bugün, gece uyudu, sabahına uyanmadı…


..
.

dostluk samahı

•Mayıs 7, 2009 • Yorum Yapın

Bektaşilerin ve Alevilerin genellikle kış aylarında çoğu zaman Cuma akşamları yaptıkları dinsel törenlere “Ayin-i Cem” adı verilmektedir. Tören, tekkede veya evde yapılır. Törene “Dede” veya “Baba” başkanlık eder.

Gösteri, eşik duası ile açılır. Eşik, bir geçiş simgesidir. İçeri girenler, eşikten ve Dede’ den niyaz alır, yerlerine otururlar. Eşikte, Ayin-i Cem in güvenliğini sağlayan “gözcü” leri temsil eden soplar bulunur.

Ayin-i Cem töreninde başta Dede’ nin olmak üzere on iki farklı görevin temsil edildiği postlar (makam) bulunur. İkinci tören, bu görevlerden biri olan “çerağcı” nın duası eşliğinde yardımcıları ile birlikte meydanı çevreleyen mumları yakmasıdır. Bu tören, Tanrı ışığına ulaşmanın, aydınlanmanın ve kötülüklerden arınmanın simgesel anlatımıdır.

Üçüncü töreni “Kardeşlik Töreni” –musahip olma- dır. Törene katılanlar arasında evli iki çift, on iki görevden birini temsil eden “rehber” in önderliğinde ve Dede’ nin onayıyla kardeş olurlar. Birbirlerini her şart altında korumak ve destek olmak üzere söz verirler. Sonra eşleriyle birlikte Samah dönerler. Kardeşlik kutsanır.

“Sofra Töreni” ni “Yargı Töreni” izlemektedir. Topluluk içinde aralarında sorun olanlar, bunu Dede’ nin önünde dile getirirler. Dede’ nin yol göstermesi ile sorun çözülür, taraflar barışırlar. Bu törende “Kardeşlik Töreni” gibi toplumun birlikteliğinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlayan bütünleştirici bir gelenektir.

“Yargı Töreni” ni on iki görevden biri olan “Sü pürgeci” nin sü pürgesi ile yaptığı simgesel temizlik ve dua izler. Bu tören, meydanın dolayısı ile toplumun temizliğini, arınmasını simgelemektedir.

“Bereket Duası” Buğday piri Hacıbektaş için yapılan hasat sonu duası ve töreni, “rahmet” in (su-yağmur) ve bereket’ in (ekin-buğday) bolluğuna yönelik dua, Hz.Hüseyin içindir.

Ayin’ i Cem’ e katılanlar, tören sırasında dinsel danslarını (samah) yaparlar. Bu felsefenin özü olan “İnsan’ ın kendine güvenen, üreten, saygı duyulan birey olduğu, tüm sorunları kendilerinin çözeceği” Dede’ nin son duasıyla belirtilir.

..
.
Mekan : Ankara Deneme Sahnesi

Ankara Deneme Sahnesi tarafından hazırlanan; Kardeşlik oyunu Samah gösterisinin ; araştırma, metin çalışması, kurgu ve yönetmenliğini A.Ü. DTCF Tiyatro bölüm başkanı Prof. Dr. Nurhan KARADAĞ yapmış, danslar; Selçuk GÜLDERE, ışık ise; Erhan ERGİN-Mehmet YAŞAYAN` a ait… Bu etkinlikteki dansçıların giysileri Tokat yöresinden özel olarak el yapısı olarak hazırlanmış…

Gösteride, araştırmacılar tarafından farklı yörelerden derlenmiş, Antalya Teke köyü Garipler Samahı, Samsun Ladik Samahı, Malatya Kardeşler Samahı, Silifke Samahı, Urfa Samahı, ve Tokat Samahı yer aliyor…

temmuz, dommuz vs tüm bağlantıları

•Nisan 30, 2009 • Yorum Yapın

Len Kemaneci bak sabah gözümü şu cümle ve görüntüye açtım …

TV deki manzara aynen şöyle…

Muhtemelen bu lanetli şehrin havaalanı, dış hatlar yolcu salonu, termal kameralar koymuşlar her bir tarafa… photoshop da solarizasyona tabi olmuş insan gölgeleri gibi görünüyor ekranda insanlar kırmızı ve yeşil hareler halinde bulaşık sarı turuncu ve morlar da var … Ve fonda tüm duyguları alınmış vurguları ile bir spiker teneke bir kutudan konuşur gibi ` ateşi 38 derece ve üzerinde olan herkesin derhal hastaneye sevk edileceği… Fondaki müzik özellikle seçilmiş! `sürekli ve ritmik`… Sanırsın dünyanın son senfonisini hatta bitmeyeninin notalarını döktürüyor… Yanı sıra konan kameralar ile fotoğraflarının çekildiği… `dedi kasıldım kaldım….

Evet 5 gündür yatağa çakılı iğrenç bir gribi atlatmaya çalışıyordum, ilk 3 günü de hayatımda hiç üşümediğim kadar üşümüştüm ama ben şu an evdeydim bir haftadır evin salonunda tv karşısına kamp kurmuş halde balaklar gibi yatağa yapışık  ve habire geri film sarıyordum…

Ne bu her yer kamera… Puştun gelişinden bir ay öncesiydi alanın her yerini kameralar ile donatıp yurda giriş çıkışlarda boy boy vesikalıklarımızın çekildiği günler… Sonrası puştun geldiği gündü aynı gün için Cenevre`ye uçacaktık iş için, mecburen bir gece önce alana gelip alanda konakladık, sanki alanda konaklama bedava anasını satayım… Neymiş yollarım kapanmış… Nedenmiş… Puştun teki geçecekmiş… Her vesile ile cart vesikalık, curt güvenlik, zurt yönetmelik… İzleme, gözleme diz boyu?? Sen bakmazsan biz senin gözünün içine sokarız ayakları mı bu ayaklar?!!

Dönüp kendime bir baktım, evet uyanmıştım, yataktaydım ama uyanmıştım, günün ilk haberleriydi… Etrafta tıpkı kuş gribi trip ve kliplerindeki gibi ama bu sefer beyaz değil siyah giymiş gaz maskeli adamlar, ellerinde üzerinde tehlike etiketi konmuş bond çantaları ile ordan oraya goşturuyorlar, o korkunç lanetli müzik de peşi sıra… Ha bir de kamera koymuşlar … Spikerin sesi zaman zaman kulağıma fısıldıyor dommuz gribi, … bıdı bıdı dommuz gribi… vıdı vıdı dommuz gribi…

dommuz gribi
temmuz gribi,

Temmuz öncesi… çekmek istediler zaar…N`oluyoruz ? Meğerime memleketi ve vatandaşı dışardan gelecek dommuz gribine karşı hökümet koruyomuş… Biz dommuz eti yemediğimizden biz de risk zaten yokmuş da n`olur n`olmazmış… Dommuz öyle çokmuş ki… Öyle yanından geçse eteği eteğine değse, öksürse, tıksırsa , osursa bulaşırmış… Yememiz şart değilmiş! Buyrun burdan yakın… Eskiden dommuz gribi mı vardı Kemaneci ? Ben dommuz giribi olmuş olabiler miyim Kemaneci? Beni de grip olmamış kuşlar gibi telef ederler mi Kemaneci? Aman ya… burda öyle bir tehlike olsa yangında en önemli malzeme muamelesi gören her türlü katı, sıvı dışkısı altın değerinde olan ve nerde orama trak buramaşurama bırak gelir miydi böylesi olağanüstü hal ve risk bölgesine ? Ya dommuzun teki elini sıkarsa (neyini sıkacağdım yani diyen de ortalık da yok ki ) failini bilek… iz sürek… ay kabus…

Beyazlar giymiş astronot tipli adamlara o benim tavuğum, horozum, gribi mribi yoktur diye kaptırmamaya çalışırkenki yaşlı teyzenin gözleri  gözlerime çakıldı kaldı, gel de unut!… reklam öncesi… yok valla açıkta kalmadı 3 kat yorgan… onlar beyaz giymişti, etekleri kirlendi… Bunlar karalar giymiş…

Etek sarıııı… karıştık…ateş… 38 üstü… oy… kalkıp o programa katılan Prof. un adını bulmalıyım…


..
.
http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=5154

temmuz, dommuz, vs tüm bağlantıları…
parmağıma değil işaret ettiğime…

çok rica…

Panço Villa

•Nisan 1, 2009 • Yorum Yapın

tara copy

Dip not : Panço Villa, İspanyol sömürgeciliğine isyan eden -ilk- meksikalı bir kahramandır.
İki ihtilal hareketini idare edip zafer kazanmış, köyüne -sıradan- bir insan olarak dönerken
bir kasap dükkanında kahpece öldürülmüştür.